MAKEDON SORUNU

HAKLARININ YOK SAYILDIĞI AZINLIK: MAKEDONLAR

 

GİRİŞ

 

Balkan bölgesinde tarihler boyunca birçok kargaşa yaşanmıştır. Bunun temelinde yatan gerçek, bölge içerisinde bulunan her devletin “Büyük” olma ideali olması, dış güçlerin bölgede karmaşıklık oluşturmaları ve bu karmaşıklığı devamlı hale getirmek istemeleridir. Balkanlardaki asıl sorun millet ile devlet sınırlarının çakışmamasıdır. Saf bir milli devlet yoktur. Her devlet içerisinde birçok milleti barındırmaktadır. Yunanistan azınlıklara davranışları bakımından bu devletler arasın da beklide en acımasız olanıdır. Yunanistan içerisindeki azınlıkları tanımamakta onları Yunanlaştırmaya çalışmaktadır.

 

Batı Trakya Türklerine ve Makedonlara bu baskı açıkça yapılmaktadır. İnsan halkları ile ilgili anlaşmalara imza atmış olan Yunanistan, bu anlaşmaların gerektirdiklerini yerine getirmemektedir. Hükümet, bilindiği üzere devletinin sınırlarını ve milletinin benliğini kaybetmesinden çekindiği için bu baskıları yapmaktadır. Yunanistan devleti içerisinde yaşayan azınlıklara bakıcı politika uyguladığından dolayı önemli sorunlara neden olmaktadır.

 

Bu politikalar azınlıklara sadece dış politikada değil günlük hayatlarında da zorluk çıkarmaktadır. Hükümet azınlıkların kültürel faaliyetlerini de yasaklamıştır. Yunanistan ile Makedonya Cumhuriyeti ilişkileri de bu boyutta sorunlar içermektedir. Makedonya bölgesinin sorunu tüm balkan devletlerini kapsarken bu çalışmada sadece Yunanistan açısından soruna bakılmıştır ve çalışmada öncelikle bölgenin yapısı, Makedonya Cumhuriyeti ve Yunanistan anlatılmıştır.

 

1.MAKEDONYA BÖLGESİ

 

Makedonya olarak adlandırılan coğrafya bugün, Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, Makedonya Cumhuriyeti (Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya-SFROM-), Ege Denizi arasında yer almaktadır[1]. Bu bölgeye Makedonya denmesinin beklide en önemli nedeni bu kelimenin anlamında saklıdır. Makedonya kelimesinin anlamı karışık, türlü parçalardan oluşmuş, sebze-meyve salatası, yamalı bohça anlamına gelmektedir[2]. Bakıldığında bölge içerisinde birçok etnik yapıyı iç içe bulundurmaktadır: Sırp, Romen, Yunan, Arnavut, Bulgar, Boşnak, Pomak, Ulah. Bu etnik gruplar birbirlerinden ayrı olarak bölgenin verimli topraklarından yararlanmak adına çalışmaktadır. Etnik yapılarda zamanla artışlar azalışlar olmuştur. Etnik yapının ilk oluşumlarını Traklar, Edonler, Payonlar, Dorlar, Vandallar, Vikingler, Gotlar, Romalılar, Hunlar, Avarlar, Bulgarlar, Selçuklular başlatmışlardır. 

 

62.000km2 olan arazide birçok etnik yapı birlikte yaşamaktadır. Bu bölgede farklı iklimler, yüksek dağlar, birçok havzalar vardır. Bu coğrafi konumu bölgeye stratejik önem taşımaktadır. Vardar ovası Tuna nehrini, Struma ovası Sofya’yı Orta Avrupa’dan Ege Denizine bağlayan ovalar olmuştur. Bir başka önemli yol ise Roma döneminden kalma Ohri ile Adriyatik denizini Ege Denizine bağlamıştır.  

 

Bölgede yapılan her etnik araştırma farklılıklar göstermektedir. Örneğin millet unsurunu Osmanlı Devleti din unsuruyla belirlerken, Balkan Devletleri dil unsuruyla belirlemekteydi. Günümüzde de bu unsuru belirlemede dil koşulunu öncelik olarak alırlar. Bu bağlamda yapılan nüfus sayımları da yapan ülkeler açısından farklılıklar göstermekteydi[3].

 

1.1.Bölgenin Tarihsel Süreci:

 

Bu bölge tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bizans, Roma, Sırbistan, Bulgaristan, Osmanlı (1371-1912) Devletleri bölgede söz sahibi olan devletlerden birkaçıdır. Bölge özellikle 19. yy sonlarında önemli gelişmelerin merkezi konumuna gelmiştir. Osmanlı egemenliği dönemine baktığımızda bölgede iskân politikasının uygulanmış olduğunu görmekteyizdir. Saruhan bölgesinde yaşayan halk bu doğrultuda Üsküp’e getirilmiştir. İskân politikasında Üsküp’ün önemi Belgrad’ın fethi ile ikinci plana düşmüştür. Bu iskân politikasıyla bölgede bulunan etnik yapıda Türk etkisi artmıştı. Bölge Osmanlı zamanında üç temel bölüme ayrılmıştır. Bu bölümler şu başlıklara ayrılmıştır:

 

v     Selanik

v     Manastır

v     Üsküp

 

Bu üç bölüm üzerinde birçok devlet tarafından egemenlik/paylaşım savaşları Osmanlı egemenliğinin son dönemlerinde artmıştır. Bağımsızlıklarını kazanan Balkan Ülkeleri de aralarında yaptıkları savaşlar ile bölgeye yayılmaya başladılar. Avrupa Devletleri de bölgenin jeopolitik öneminden dolayı iç dinamikleri kendi lehlerine kullanarak bölgede güç odağı olmaya çalışmaktadırlar. Bu açıdan Avrupalı Coğrafyacılar bölgeyi Kuzeyde Şar, Güneyde Olympos ve Pindus, Doğuda Rodop dağları, Batıda Ohri gölü olarak sınırlamışlardır[4]. Bu sınırlar bölgeye farklı boyutta stratejik önem sağlamıştır. Bu önemlerden biri de yukarıda bahsedildiği gibi Tuna Nehrinin, Orta Avrupa üzerinden Sofya’yı Ege Denizine bağlamasıydı.

 

Tarihsel sürece bakmaya devam ettiğimizde, 1885 yılında Bulgaristan tarafından yenilgiye uğratılan Sırbistan, Makedonya'ya Güney Sırbistan diyerek ve Slav asıllı Makedonların Sırp olduğunu iddia ederek bu bölgeye yönelik yayılmacı bir politikayı izledi. 1886'da özellikle Makedonya'da Sırbistan ulusçuluğunu geliştirmek için Saint Sava Derneği kuruldu. 1890'ların ortasında Sırbistan, Makedonya'ya Bulgaristan'ın çoğu Exarchate kilisesinin himayesi altında olan 600 ile 700 okuluna karşılık 100 kadar Sırp okulu talep etti. Grekler de Sırplarınkine benzer bir dernek kurdu. Etniki Eterya adını taşıyan bu dernek,                             Osmanlı İmparatorluğu içerisinde bulunan bütün Grekleri, Makedonya'da yaşayanlardan başlayarak ve Slavofon Grekler dedikleri Slavca konuşan nüfusu da kapsayacak şekilde, kurtarmayı amaçlıyordu. Bu dernek Grek subayların dörtte üçü tarafından desteklendi ve içlerinde pek çok zengin patron da vardı. 1895'de Grekler Makedonya'da 1400 okul talep ettiler ve Makedonya'da sürdürdükleri eğitim faaliyetleri için oransal olarak daha fazla harcama yaptılar. O sırada Makedonya Yunanistan'dan ziyade Osmanlı İmparatorluğu içinde idi. Ulahlar, Batı Makedonya, Epirüs ve Teselya'ya dağılmıştı. Rumence konuşuyorlardı ve bu durum Romenlerin hak talebinde bulunmalarına yol açtı. Bizzat Makedonya'da, 1893'de, Makedonya'nın bölünmesine karşı çıkan Sırplar, Makedonyalılar ve Bulgarlardan oluşan bir Güney Slavları Federasyonu fikrini destekleyen, Dâhili Makedonya Devrimci Örgütü (VMRO) kuruldu. Bu örgüt geniş destek sağladı ve silahlı ayaklanma için planlar hazırladı. Ne var ki, çok büyük sayıda Makedonyalı, San Stefano Anlaşması'nın öngördüğü "Büyük Bulgaristan"ın başarısızlığa uğramasının ardından Bulgaristan'a kaçmıştı. Sofya nüfusunun yaklaşık yarısı Makedonyalı sürgün ve göçmenlerde oluşuyordu ve bu sürgünler kitlesine, Bulgaristan'ı yıllarca istikrarsızlaştırmalarının yanı sıra, 1895'te Sofya'da kurulan, VMRO'ya rakip bir örgüte, Dış Örgüt ya da üstünlükçülere katılma izni verildi. Örgütün amacı Makedonya'nın Bulgaristan'a katılması, yani "Büyük Bulgaristan"ın gerçekleştirilmesi idi. Nitekim kuruluşundan itibaren VMRO kendi hedefleri bakımından Makedonya'nın Bulgaristan'a katılmasını isteyenler ile ya bir federasyon biçiminde ya da bağımsız olarak, ayrı bir Makedonya Devleti isteyenler arasında, tehlikeli bir biçimde bölündü.
Makedonya'da birbiriyle yarışma halinde bulunan bütün bu rekabetlerin nihai sonucu bölgede yaşayan insanların felaketi oldu. Köylüler Balkan Savaşları'na, yani Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlardan ayrılışına kadar, Osmanlı yetkililerinin yanı sıra VMRO gruplarının, Sırpların, Bulgarların ve Greklerin oluşturdukları silahlı çetelerin sürekli saldırılarına maruz kaldılar.

 

Yunanistan hükümeti azınlığı etkileyebilmek için 1902 yılında 846 yunan okulu açmış, Selanik’e 1011, Üsküp’e 1375 Yunan öğretmen atanmıştı. Azınlıkların kendi okullarında dâhil Yunan hocaları ders vermekteydi. Azınlık okullarında Yunan hocaların olması azınlığın benliğini kötü etkilemiş ve Yunan milliyetçiliği bu iskân politikasıyla güçlü duruma gelmişti. Yunanistan'ın diğer bir amacı bölgeye yerleştirilecek Yunan nüfus için gerekli finansmanın sağlanmasında dış borca ihtiyacı olması ve bu yüzden oluşturulmaya çalışılan uluslararası normlarla uyumlu görünmek istemesi olmuştur. Bu yüzden, Yunan idaresi Sevr anlaşmasının 7 ve 9. maddeleri uyarınca Slav azınlık okullarında okutulacak, orta Makedonya lehçesinde hazırlanmış bir temel ders kitabı (ABCEDAR) hazırlatmıştır. Bununla birlikte ABCEDAR Latin harfleriyle hazırlanmıştır. Bunun nedeni Bulgaristan ve Ege Makedonya’sındaki Slav azınlık arasındaki bağları koparmaktır.

Diğer yandan, 1918 yılında kurulmuş olan Sırp-Hırvat-Sloven Krallığında Vardar Makedonya’sı lehçesi yasaklanmış olduğundan, ABCEDAR'ın, o zamanki adlarıyla Güney Slavlarını Belgrad aleyhine ayrılıkçı hareketlere teşvik etmekte kullanılabileceğinin düşünüldüğü çok büyük bir olasılıktır.

Açıktır ki, Yunanistan burada ayrı bir Makedon ulusunun var olduğu tezini dış politika önceliklerine uyumlu olduğu müddetçe desteklemiştir. ABCEDAR Milletler Ligine sunulmuştur ama hiç bir zaman Makedon azınlığın eline gelmemiştir. Kitabın ulaştığı yerlerde ise yerel güvenlik kuvvetleri bunların okutulmasını engellemiştir. Bunda Sırp-Hırvat-Sloven Krallığının Yunanistan'ın Makedon kimliğini teşvik eden bu politikaları karşısında işi tehdide kadar götürmesinin de etkisi vardır. Belgrat Yunanistan'ı uyarmak için aralarındaki ittifak anlaşmasını iptal edeceğini belirtmiş, dahası Bulgaristan ile Yunan Makedonya’sının bölüşümü konusunda müzakerelere girişmiştir. Daha önceden kaçırdığı fırsatı tekrar yakalayan Yunanistan nedense bu müzakerelerde de başarılı olamamıştır.

 

1908 seçimlerinde Makedonya bölgesinde 5 Rum milletvekili seçim listelerinde yer almıştı. Bu durumdan anlaşılacağı gibi Rumlar bölgede politik yönden de etkili olmaya çalışmışlardır.  Seçim sırasında yer alan bu kişiler aşağıdaki gibiydi:

 

Serfiçe Bölgesinden: Haris Hamuaka

Üsküp Bölgesinden: Aleksandr Paulos

Manastır Bölgesinden: Trayan Narlı

Selanik Bölgesinden: Yorgi Huneyus

Serez Bölgesinden: Dimitar Dingas

 

Bölge Osmanlı idaresinden de 2. Balkan Savaşı sonrası 10 Ağustos 1913 tarihinde imzalanan Bükreş anlaşmasıyla ayrıldı. Bölgenin %53’ü Yunanistan’a %33’ü Sırbistan’a geri kalanı ise Bulgaristan ve Arnavutluk’a verilmiştir. Makedonya Cumhuriyeti 1992 yılında kurulduktan sonra bölgenin etnik ve hâkimiyet yapısı son durumunu almış oldu. Makedonya Coğrafyası şu üç bölgeye ayrılmıştır:

 

Vardar Makedonyası-Bulgaristan

Ege Makedonyası-Yunanistan

Pirin Makedonyası-Sırbistan (Sırbistan bağımsız bir devletken buraya sahip oldu. Daha sonra bu bölge Yugoslavya krallığı içerisine girdi. 1946 yılında Yugoslavya içerisinde anayasal değişiklikle altı federe devlet kuruldu ve Pirin Makedonya’sı bu devletlerden birisi oldu. Bu tarihten itibaren hukusal haklar elde etti)

 

1992 yılında bölgede nüfusun 2.200.000 civarında olduğu bilinmekteydi. Makedonya Cumhuriyeti kurulmadan önce etnik dağılımın miktarının kurulacak devlet için öneminin bilinmesi önemlidir. Bundan dolayı 1992 sayımına göre nüfusun etnik yapılara göre dağılımları aşağıda yer almaktadır. Bu dağılıma bakıldığında Makedonların sayısı oldukça fazladır. Makedonlar kendi coğrafyalarında çoğunluk olduklarından ve kimseye bağlı kalmadan özgürce yaşamak istediklerinden dolayı bağımsız bir devlet kurmak istemişlerdir [5]:

 

Makedonlar: 1000.000-1200.000 

Arnavutlar:   600.000-800.000

Türkler:         200.000

Çingeneler:   150.000’e yakın

Sırp, Bulgar, Rum, Ulahlar: 150.000 civarındaydı.

 

Günümüzde bölgeye sahip olmak için Bulgarlar ve Yunanlılar içerisinde yer alan azınlıklara kötü davranmaktan çekinmemektedirler. Hem kendi aralarında çekişmekte hem de azınlıkları kendi etnik yapılarına çevirmeye çalışmaktadırlar. Bu konuda ne kadar başarılı oldukları ayrı bir tartışma konusudur. Yazının ilerleyen yerlerinde bu konu hakkında bilgi verilmiştir.  

 

1.2.Bölgenin Dini Durumu:

 

Üç ilahi din de bu bölgede bulunmaktadır. Makedon sorununa dini açıdan bakıldığında 19. yy sonrası Müslüman Yahudi arasında sorun yaşanmazken, sorun tamamen Hıristiyanların mezheplerinin arasındaki çatışmalardan kaynaklanmaktadır. Yunanlılar ile Bulgarlar arasında yaşanan patrikhane ve Egzarhane çatışmaları dini olarak bölgede güçlü olma yarışından ibarettir. Rum, Sırp, Bulgar Patrikhaneleri arasında dinsel temele dayalı nüfus mücadelesi yaşandı. Temelde bölgede Ortodoksluk var. Peki, Makedonlar hangi patrikhaneye bağlı kalacaklardır? Bu soru üzerine bir mücadele verilmiştir. Tito tarafından Makedonlara kilise kurulmuştur, bu tarihten sonra kendi kiliselerine bağlı kalmışlardır.

1.3.Bölgenin Sosyo-Ekonomik Durumu:

 

Sorunun bu açıdan ele alınımı 19. yy sonrası değişmiştir. Çünkü bölgenin bu zamandan sonra dünya ekonomisine açılması gerekmekteydi. Köy ve kasabalara dayalı bir ekonomik yapı açılım sonrası oluşmuştu. Çiftlik sahiplerinin çoğunluğunu Müslümanlar oluşturmaktaydı. Ovalarda ise çiftlik sahipleri gayrimüslimlerdi ve jandarmalarla vergi konusunda muhatap olmuyorlardı. Tabiî ki bu durum soruna farklı bir derinlik kazandırıyor ve Müslüman halk ile Müslüman olamayanlar arasında ayrıma neden oluyordur.

 

2.YUNANİSTAN ve EGE MAKEDONYASI

 

Yunanistan bu bölge üzerine yapılan 1913 tarihli Bükreş anlaşmasıyla sahip oldu. Yunanistan bu bölgeyi elinde tutabilmek, başka milletlerin bölgeyi ele geçirmesini engellemek için buranın öncelikle Yunanlaştırılması gerektiğini düşünmekteydi. Makedonlar, Yunanlılar tarafından unutulmuş halk olarak tanımlandı. 1913 yılına kadar bölgede Makedonlar fazlayken Balkan savaşları sonrası yapılan nüfus sayımlarında Makedonlarda azalma olmuştu. Özellikle Yunanistan tarafından Makedon halk Bulgaristan’a 1913-1923 yılları arasında göç ettirilmiştir. Bu bilinçli yapılan iskân politikasıyla Ege Makedonya’sının etnik yapısında Makedonlar azalarak azınlık konumuna geçmişlerdir.

 

Kral 1. George zamanında coğrafyada yaşayan Makedonlara Yunanlaştırma politikası başlatılmıştır. Bölgede komşu ülkelerin etkinliliğinin azaltılması planlanıyordu. Bulgaristan bölgede güçlü bir konumdaydı ve Yunanistan ile anlaşmasında olanaksızlık söz konusu olabilirdi. Yunanlılar bu durumu göz önüne alarak Sırplar ile anlaşmaya varmak için görüşmeler düzendiler. Görüşmelerde Sırplara Manastır’da Konsolosluk açma teklifi ettiler ve ek olarak da Nevrekop-Melnik, Usturumca, Pirple ve kurusova’dan geçen sınırın Kuzeyinde kalan kısmı Sırbistan’a bırakma kararı aldıklarını belirttiler. Fakat Büyük Sırbistan Hayali kuran Sırbistan’a bu teklifler az geldi, anlaşma sağlanamadı. Zaten önerilen coğrafyanın yapısında kuraklık vardır. Şimdi burayı verseler de vermeseler de hiçbir şey kaybetmeyeceklerdi, aynı şekilde Sırbistan’da bir şey kazanamayacaktı. Yunanistan uygulamaya çalıştığı müzakereleri aslında yanlış tarafla yapmıştır. Bulgarlar patrikhaneden ayrılarak Egzarhaneyi kurdular, bununla beraber milliyetçilik akınları bölgede Yunanlılara karşın daha güçlü konuma geldi. Yunalılar bu bağlamda Sırplar ile anlaşmaya çalışma yerine Bulgarlar ile bozulan aralarını düzeltmeye çalışsalardı daha başarılı olabilirlerdi. Yaptıkları stratejik hatayla bedelini yalnız kalarak ödediler. Yalnız kalmayla Avrupa devletlerine yakınlaştılar ve içerisinde yaşayan azınlık sorununu sert biçimde halletmeye çalışmaktadırlar.

 

3.MAKEDONYA CUMHURİYETİ

 

2. Dünya Savaşı sonunda Pirin Makedonya’sı 1944 yılında Makedonya Halk Cumhuriyeti olarak bağımsızlığını ve egemenliğini ilan etmiştir. 1 yıl sonra ise Yugoslavya Komünist Partisinin kurduğu Yugoslavya Halk Federasyonuna katılmıştır. Yugoslavya’nın ilk anayasası olan 1946 Anayasasına göre Pirin Makedonya’sı Yugoslavya’yı  oluşturan altı federe Cumhuriyetten biri haline gelmiştir. 1960 yılında Yugoslavya’da anayasa değişmiş. Bu değişmeyle ülke içerisinde bulunan federe devletler sosyalist bir yapıya dönüşmüş ve ülkelerin isimlerine “sosyalist” kelimesi eklenmişti. Buna bağlı olarak Makedonya’nın de ismi Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti olarak değişmişti. 8 Eylül 1991 tarihinde bağımsız bir Makedonya sloganıyla yapılan Bağımsızlık Referandumuyla sosyalist Cumhuriyet kendi coğrafyası üzerinde bağımsızlığını ilan etti. Ülkenin adı Makedonya Cumhuriyeti olarak kabul edildi.  Bağımsızlık referandumu “Yugoslavya’nın egemen devletlerinin istikbalindeki bir birliğine katılma hakkı bulunan egemen ve bağımsız bir devlet” olarak tanımlanmıştır. Referanduma 1.495.807 kişi katılmış %95.8’i evet oyu kullanmıştı[6]. Şayet UMRO milliyetçi partisi referandumda evet oyları çoğunlukta olmasaydı, bağımsızlık uğruna savaşı göze alabilirdi. Fakat savaşa gerek kalmadan Makedonya Cumhuriyeti kurulmuş oldu[7]. Sırpların bu dönemde Bosna ile savaş içinde olması ve Makedonya içerisinde az bir Sırp azınlığın bulunması Sırbistan’ın Yugoslavya’dan ayrılma kararı alan Makedonya’ya saldırmamasını sağlamıştır.

 

Daha önceden kurucu unsurları olan Arnavutlar ve Sırpların artık kurucu unsur olmadığı duyurulmuştu, bunun üzerine Arnavutlar, Sırplar referanduma katılmamışlardır[8]. Bağımsızlık için çalışan örgütlere baktığımızda karşımıza Makedonya İç Devrim Örgütü, Yüksek Makedonya Komitesi, Etniki Eterya çıkar. Örgütlerin yapılanma dönemine Yunanistan Girit konusunda uğraştığından, Sırbistan’ın Bosna Hersek ile meşgul olduğundan Bulgar kökenli örgütler Makedonya açısından daha güçlü olmuşlardır.

 

Makedonya devleti kurulduğundan itibaren ülke dışında ve içinde azınlık sorunuyla uğraşmaktadır. Kendi içerisinde özellikle Arnavutların ayaklanmasıyla uğraşmaktadır. Arnavutlar kurucu unsur olmadıklarından dolayı ülkenin kuruluşundan itibaren sorun çıkarmaktadırlar ve Arnavutluk ile birleşmek istemeleri de bu konuya ek olmaktadır. Makedonya Cumhuriyeti bu sorunları içteki sorunları uluslar arası platforma taşımamak için aşağıdaki açıklamada bulunmuştu[9]:

 

“ Makedonya Cumhuriyeti etnik gruplar değil, demokrat değer ve idealler üzerine inşa edilmektedir, bu değer ve idealler ekonomik fırsatları, dil ve eğitim olanaklarını, dinsel hakları ve politik süreçleri içermektedir. Anayasa ilk ve orta öğrenim için azınlıklara kendi dillerinde eğitim hakkı tanımaktadır. Makedonya 3 temel inancın yuvasıdır. Vatandaşlar kapsamlı din özgürlüğünden yararlanmaktadırlar. Tüm vatandaşlar demokratik süreçte yer almaya özgürdür. Şu anda Makedonya Arnavutları hükümet koalisyonunda 6 bakanlığa sahiptirler… Ayrıca Makedonya Cumhuriyeti gelişim politikasını üstlenmiştir ve bu süreç teröristler ile uzlaşmayı içermez. Bu ve benzeri diğer sorunları çözmenin yolu demokratik kanallar aracılığıyla seçilmiş görevliler, yurttaş dernekleri ve vatandaşlara dayanmaktadır.”

 

2002 Ohri anlaşmasına göre Makedonya içerisinde yeni bir anayasa oluşturulmuş ve Makedonya içerisinde yaşayan Arnavutluklara kurucu unsur statüsü verilmiştir.

 

4.MAKEDONYA CUMHURİYETİ ve YUNANİSTAN İLİŞKİLERİ

 

Makedonya kuruluşundan itibaren uluslararası platformda tanınma çalışmalarına başlamıştı. Yunanlılar burada devreye girdiler. Makedonya Cumhuriyetini tanımadıklarını açıklayıp diğer devletlerin, uluslar arası örgütlerin tanımasını engellemeye çalıştılar. Yunanlılara ilk şok Bulgaristan’ın ilk tanıyan Balkan ülkesi olmasıydı. Bakıldığında Makedonları Bulgar sayan Bulgaristan nasıl oluyor da bu devleti tanıyabiliyordu. Amaçları neydi ki bu şekilde davranabiliyorlardı. Bulgaristan’ın eski başbakanı yaptığı açıklamada Makedon milletini, dilini, değil Bulgaristan’ın Makedonya devletini tanıdığını, o bölgede yaşayanların Bulgar olduğunu ve kardeşlerini tanıdıklarını belirtti[10]. Ayrıca Bulgaristan, Vardar Makedonyasının Ege Makedonyasıyla birleşmesini, Arnavutluktan bazı önemli noktaların alınmasını ve buraların Bulgaristan nüfusuna girmeleri yönünde bir politika çalışmaları yapmaktaydı.

 

Yunanistan temelde Makedonya’nın kendisinden toprak talep etmesinden çekinmektedir. İşte bundan dolayı Yunanistan’a göre Makedon devleti dış politikada tanınmamalıdır. Yoksa Yunanistan içerisinde yaşayan Makedon azınlık Yunanistan hükümeti için istenilen şekilde bastırılması güçleşebilir ve Yunanistan Ege Makedonya’sını kaybedebilir. Makedonya’yı Üsküp Cumhuriyeti, Makedon halkını da Üsküplü olarak tanımasının temelinde bu endişe yatmaktadır[11]. Yunanistan’ın  Makedonya Cumhuriyetine karşı üç sorunu vardır. Bunlar:

 

v     Bayrak

v     Anayasa

v     Devlet

 

Yunanistan’a göre Makedonlar paralarına Selanik Kulesini koydukları için Yunan milli kültürünü çalmaktadırlar. Ayrıca bayraklarında da kırmızı üzerine sarı olan İskender güneşi vardır. Bu kullanılan güneş amblemiyle Yunan milli sembolünü çalmış olmaktaydılar. Makedonya Cumhuriyetinin varlığı yukarda açıklanan nedenden dolayı “devlet” faktörü olarak Yunanistan’a sorun yaşatmaktadır. Anayasasına gelinirse 3. ve 49. maddeleri Yunanlıları korkutmaktadır. Bu nedenle bu iki maddenin ne olduğuna bakmak gerekmektedir. Bu iki maddeyi Yunanistan birlik ve toprak bütünlüğünü bozan faktör olarak görmektedir.

 

Madde 3: “Makedonya Cumhuriyeti toprakları bölünemez ve ihlal edilemez.

                   Makedonya Cumhuriyeti’nin mevcut sınırları zorla değiştirilmez.

                   Makedonya Cumhuriyetinin sınırları yalnızca Anayasa’ya uygun olarak değiştirilebilir.”

 

Madde 49:”Cumhuriyet ülke dışına göç etmiş, başka ülkelerde yerleşmiş Makedonların ve komşu ülkelerde yaşayan Makedon halkından insanların statü ve haklarını korur, kültürel gelişmelerine yardımcı olur ve onlarla ilişkileri teşvik eder.

                      Cumhuriyet, yurt dışındaki Cumhuriyet yurttaşlarının kültürel, ekonomik ve sosyal haklarını korur.”

 

Cumhurbaşkanı Gligorou 1991 yılında Avrupa devletlerine kendilerini tanımaları için mektup gönderdi. AT (Avrupa Topluluğu) başvurusunda bulunmak isteyen Makedonya Cumhuriyeti Yunanistan ile görüşmeler düzenlemişti. AT kararına göre de “bağımsızlıklarını ilan edecek Cumhuriyetlerin tanınması için, topluluk üyesi hiçbir ülkeden toprak talebinde bulunmamaları, komşu ülkelerin aleyhinde propaganda yapmamaları” bu maddeyle belirtilmiştir. 27 Temmuz 1992 tarihli AT Lizbon toplantısında Yunanistan, Makedonya ismiyle bu devletin AT’e üye olmamasını istemekteydi ve devletin isminin içinde Makedonya teriminin bulunmadığı bir isimle değiştirilmesini görüşmeler sırasında talep etmişti. Bu talep Makedonyalı bakanlar tarafından ret edilmişti. Fakat isim sorunu daha sonradan başka bir çözüm yoluyla rafa kaldırılmıştır. Makedonya Cumhuriyeti “Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti” (FYROM) olarak tanıtılmaktadır ve BM’in 181. üyesi olarak bu isimle kabul edilmiştir. 1992 yılında Yunanlıların çabaları suya düşmüş Makedonya artık AT üyesi devletleri tarafından tanınmıştır. Böylece Makedonya AT ve BM tarafından tanınarak uluslar arası düzeyde tanınmaya başlamıştır.

 

Yunanistan’ın korkusunu biraz hafifletecek gelişme bu dönemde gerçekleşmiştir. Makedonya anayasasının 3. ve 49. maddelerinde Yunanlıların lehine bir değişim olmuştur. Daha iyi anlayabilmek için değişimlere bakmak lazımdır:

 

Madde 3: “Makedonya Cumhuriyetinin sınırları sadece Anayasa’ya uygun olarak, gönüllük ilkesine ve genel kabul gören uluslar arası normlara dayanarak değiştirilebilir. (maddenin üçüncü paragrafı bu şekilde değiştirilmiştir.)”

 

Madde 49: “(Bu madde azınlıkları ilgilendiriyor, Yunanistan bu maddeden Makedonların azınlıklara yardımda bulunmasından ve Yunanistan iç işlerine bu nedenle karışabileceğinden çekinmekteydiler.) Cumhuriyet, başka ülkelerin egemenlik haklarına ve iç işlerine karışmayacaktır. (maddeye bu paragraf eklenmiştir.)”

 

Yunanistan bayrak faktörü üzerine çalışmalarının sonucu lehlerine olmuştur. Makedonların bayrakları BM önüne Yunanistan’ın tepkisinden dolayı çekilmemişti. Makedonya parlamentosu yapılan oylama sonucu bayrağı değiştirme kararı almıştır. Bu karara karşılık Cumhurbaşkanı aşırı milliyetçiler tarafından vatan haini ilan edilmiş ve bir suikast sonucu öldürülmüştür. (fakat suikastın kim tarafından yapıldığı halen meçhuldür.) bütün bu iç bölünmelere rağmen 110 oy ile ülkenin bayrağı 5 Ekim 1995 tarihinde değiştirilmiştir. Değişimde eskiden bayrakta 16 ışınlı olan güneş 8 ışınlı olmuş fakat bayrağın rengi aynı kalmıştır.

 

Yunanistan’ın tüm çabalarına rağmen Makedonya’yı tüm devletler teker teker tanımış fakat diplomatik ilişkiler için öncelikle Yunanistan ile Makedonya arasındaki sorunların çözülmesini beklemişlerdir. (AB ile imzalanacak her türlü imzalanacak her türlü anlaşma bu nedenle beklemekteydi.).    

 

Makedonya’ya karşı Yunanistan sadece dış politikada çalışmamaktadır, Makedonya parlamentosunda çalışana Rumlardan gizli istihbaratlar almakta ve kendi içerisinde Makedonya Devletini tanıtmama doktrini uygulamaktadır. Makedonya’nın Atina elçiliğinin önünde elçilik ismi olarak FYROM yazılı olmaktadır. İçerisinde ise Makedonya Cumhuriyeti yazılıdır. Dışarıda ülkenin ismi Yunanistan’ın tanıdığı şekilde yazılması aslında Makedonya’nın bu tutuma ne kadar kayıtsız kaldığını gösterir. Makedonya’dan Yunanistan’a giren malların etiketinde yazan Made in Republic of Macedonia yazısına ek olarak Made in FYROM yazılmaktadır. Zaten Yunanistan, bu tavrından önce Makedonya ya 2 yıl boyunca ticaret ambargosu uyguladı. Pasaportlarında Makedonya Cumhuriyeti yazanların da ülkeye girmeleri yasaklanmaktadır.

 

Yunanistan için bu bölge ekonomik, stratejik öneme sahiptir. Bu nedenle buraya hakim olan güç otomatikman Balkanlara hakim olabilir tezi ortaya çıkmıştır. Bu çerçeve içerisinde bakılacak olunursa Yunanistan Megali İdeası için Makedon ırkını, devletini ret etmektedir. Makedonya’yı sadece bir bölge olarak kabul etmektedir. Yunanistan hep Makedonya devletinde uluslar arası platformda şikâyetçi olmuştur. Fakat Makedonya hiçbir zaman bu duruma ses çıkarmamış, azınlıklarla ilgili şikâyette dahi bulunmamıştır. Azınlığın maruz kaldığı durumların hiçbiri değişmemiştir. Üstelik Makedonya Yunanistan’ın ısrarları üzerine uluslar arası platform için bayrağını, Anayasasını değiştirmiştir. Yunanistan yapılanlara karşılık sürdürdüğü ambargo politikasından vazgeçti ve 1995 yılında Makedonya Cumhuriyet’ini FYROM adıyla tanıdı. İki ülke arasında bir işbirliği anlaşması imzalandı, bu anlaşmayla sorunlar tamamen ortadan kalkmamış sadece ilişkilerin normalleşmesi sağlanmıştır. 2004 yılında ABD tarafından Makedonya Cumhuriyeti, kendi ismiyle tanınmıştır. Makedonya’yı ABD’nin bu şekilde tanıması Yunanistan hükümetine şok etkisi yapmıştır.

 

5.YUNANİSTAN İÇERİSİNDEKİ MAKEDON AZINLIK

 

Ege Makedonya’sında yaşayan Makedonlara Yunanlılar tarafından yunanlılaştırma politikası uygulanmaktadır. Azınlıkların şu anki sorunlarını anlayabilmek için azınlığın ilk baştan itibaren ülke içerisindeki durumları incelenmelidir. 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altında olan Yunanistan’da azınlıklar yaşadıkları yerleri koruyabilmek için işgale karşı koyan sol gruba (EAM) katılmışlardır. Savaş sırasında yaptıkları mücadeleden dolayı EAM’ın etkili olduğu bölgede yaşayan Makedon azınlık bazı haklara sahip olmuşlardır. Elde ettikleri dil ve okul hakları olmuştu. Savaş bittikten sonra Yunanistan içerisinde sol ile sağ gruplar arasında farklı bir savaş ortaya çıkmıştı. Bu savaşı sol grup kaybetmiş ve imzalanan varkiza anlaşmasıyla azınlık Makedonlar da Lousanne anlaşmasında elde ettikleri hakları kaybetmişlerdir. İç savaş sırasında Makedon azınlık sağ gruba karşı sol gruba yardım etmişlerdi. Buna karşılık Yunan Hükümetinin tepkisi sert olmuştu. Birçok Makedon öldürülmüş, mallarına el konmuş, sürgüne gönderilmiştir.   Metaxas döneminde tüm azınlıkların hakları hazırlanan kanunla yasaklanmıştı. Kendi dillerinde konuşmaları, milletlerine özgü şarkıları söylemeleri, benliklerini hatırlatacak dansları etmeleri yasaklanmıştı. Papandreu ise Kuzey Yunanistan bakanlığı Makedonya-Trakya bakanlığı olarak değiştirmiştir. Kuzey Yunanistan’a Makedonya adının verilmesi başbakanlık kararnamesiyle 1988 yılında olmuştur[12]. Yunanistan-Eski Yugoslavya sınırında gerçekleşen kazayla ilgili davaya Makedonca yazılan dilekçe bilinmeyen dil olarak gösterilerek kabul edilmemiştir. Ayrıca bu dönemde Üsküp üniversitesinden mezun olanların diplomaları tanınmamaktaydı.

 

1959 yılında 3958 sayılı kanunla[13] ülkeden istekleriyle göç edenler 1 yıl içerisinde geri dönmezlerse mallarına el konulacağı belirtilmişti. 1962 yılında ise 4234 sayılı kanuna göre ülkeden göç edenler Yunan vatandaşlığından çıkarılmış, ülkeye geri dönmeleri yasaklanmıştı. Bu madde ileriki yıllarda değ

Yorum Yaz